20 Eylül 2010 Pazartesi

"Milli İntikam"

“Devlet”, Dünya Basketbol Şampiyonası’ndaki protestocuları arıyormuş!
Görüntüler taranıyor…
Koltuk numaraları aranıyor…
Bilet sahiplerinin isimlerinin tespitine çalışılıyormuş.
***
Sonra?
İntikam!

Çünkü devlet ve hükümet kızdı!
***
 Orada, o ortamda, “dünyanın gözü önünde” Cumhurbaşkanı’nı, Başbakan’ı protesto etmek ayıp olabilir, kaba olabilir, vefasızlık, düşüncesizlik, kadirbilmezlik, mutlu bir tabloya çamur atmak olabilir.
Hepsi olabilir. Veya kimimiz öyle düşünmeyebilir.
Sonuçta, ister ferdi ister örgütlü, bir başkasına şiddet uygulamayan protesto “hak”tır.
Ne izin alınmasını gerektirir, ne lütuf ister, ne nezaket kurallarına bakar, ne hassas bir vicdan terazisi taşımak zorundadır.
Taammüden yahut spontane…
Protesto, ağzımızdan düşürmediğimiz demokrasinin; ani, hızlı, patlayan “fast break” hücumlarından, en doğrudan katılımlarından biridir.

***
“Bir şiir yüzünden” cezaevine düşenler; farklı sözün, farklı sesin, sesli öfkenin, şiddet dışı patlamanın kıymetini anlamayacaksa, demokrasiden ne anlayacak?
Herkes Cumhurbaşkanı ya da Başbakan veya Orgeneral, ne bileyim patron, müdür gördüğünde ceketini ilikleyip hazır duruşa geçmek zorunda değil.
“Vatandaş”
cumhuriyet ve demokrasinin kağıt üstünde tanıdığı hakları (olsun) ve kağıt üstünde kaldırdığı imtiyazları pekala ciddiye alabilir…
Ve Cumhurbaşkanı’nın yaveri, Başbakan’ın özel kalemi, Paşa’nın posta eri gibi davranmayabilir!
***
Deyin ki oradakiler ayıp etti…
Olabilir…
Ama devlet intikam mı alacak şimdi?
Bülent Arınç
referandumdan hemen sonra ne demişti: “Çok incindik, çok kırıldık, hakarete uğradık ama hiçbir zaman intikam peşinde değiliz.”
İyi de, resim resim, kaset kaset, tezahürat tezahürat, koltuk koltuk, kimlik kimlik “seyirci” ayıklayan kim?
Hangi “emir kulu” bir devlet işgüzarlığıyla “devlet adamı intikamı”nın kara listesini çıkartmaya koyuldu?
Hangi kral veya kraldan çok kralcı böyle bir kural koydu!
***
Bütün bunlar zihniyete dair.
Tribünde seyirci, gazetede yazar, TV’de konuşmacı, partide itirazcı, sokakta aykırı ses kovalamamaya dair.
Kendini “üstün” sayıp başkalarını güç ve zor yoluyla sindirmemeye dair.
Yoksa…
Muhtemelen o protestocuların bazılarının siyasi kültüründe de, başka huzurlarda biat etmek, susmak, itirazsız kalmak, eleştiri veya protestoyu ayıp, utanmazlık, saygısızlık saymak var.
Kimi işyerinde ya gık çıkaramıyor… Ya da güçlü ise, gıkını çıkartanı susturuyor.
Kimi, mesela komutanları asla tartışılamaz sanıyor.
Kimi başka toplumsal itirazlara küstahlık saçıyor, susturmak, bastırmak için tutuşuyor.
Kiminin dünyasında farklı olana, farklı konuşana, farklı inanana zaten yer yok!
***
Tabii bu dünya slalom pisti.
Kaypak kaymak herkese daha yakışıyor.
Mangalda kül bırakmayacaksın ama bunun adı ilke olmayacak.
Sen bağıracaksın ama öteki konuşmayacak.
Öteki bağırırsa susturmak için yanıp tutuşacaksın.
Herkesin kendi putları olacak. Başkasınınkini taşlarken kendi putuna sorgusuz tapacak.
Öyle işte.
Bir bakın hele; koltuk numaranız kaçmış?

Umur TALU  - Habertürk

Sitedeki bütün resimler internetten toplanmıstır.

Sitedeki bütün resimler internetten toplanmıstır. Bir şikayetiniz varsa lütfen o konunun altına yorum yapın...

YORUM YAP