14 Eylül 2010 Salı

Havran - referandum ve ben...

Havran dan bir manzara

Merhaba sevgili dostlar, bir süre yoktum, bayram nedeniyle bu kısacık tatilde memleketime gittim. Balıkesirin Havran ilçesidir benim cennettim. Havası suyu toprağı bir başkadır. Yeğenlerle kuzenler le hasret giderdim, biraz dinlendim doping yaptım ve geldim. Bu yüzden sizlerle bayramlaşıp cevap yazamadım, hepinizin geçmiş bayrmanızı kutluyor, her bayramnızın böyle şeker tadında geçmesini diliyorum. Bu dönüşümle sayfamıda biraz yeniledim, epeydir ihmal etmiştim, umarım beğenirsiniz:)

Havranımız Edremite 8 km dir, çok şirin çok güzel ve çok "ATATÜRKÇÜ"  tarihe kültüre sahip meziyetleri olan muhteşem bir yerdir. Havran deyin ce "seyit onabşıyı" hatırlamamak olmaz., sizlere biraz bu muhterem şahıstan bahsedicem;

1889 yılının Eylül ayında Balıkesirin Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya geldi. Babası Abdurrahman, annesi Emine idi.
1909 yılında Osmanlı Ordusu'na katıldı. Balkan Savaşı'nda çarpıştı. I. Dünya Savaşı'nın başlaması ile Çanakkale Cephesi'nde topçu eri olarak göreve başladı. 18 Mart 1915'de Müttefik donanması Çanakkale Boğazı'nı geçmek için saldırıya geçti. Bu sırada Seyit Onbaşı Rumeli Mecidiye Tabyası'nda görevliydi. Türk topçusunun yoğun karşı ateşi ve daha önceden Nusret mayın gemisinin döktüğü mayınlar, bu saldırıyı püskürttü. Çatışma sırasında Fransız savaş gemisi Bouvet vurularak hareketsiz kaldı ve batmaya başladı. Gemi mürettebatını kurtarmak için yardıma İngiliz Ocean ve Fransız Irresistible gemileri geldi. Ancak çatışma sırasında Seyit Ali'nin görevli olduğu topun vinci arızalandı. Bunun üzerine Seyit Ali 275 kg ağırlığındaki top mermilerini sırtlayarak[1] top kundağına yerleştirdi. Seyit Ali, üçüncü atışında İngiliz gemisi Ocean'a isabet sağladı. Atılan mermi geminin bacasından içeri girerek [kaynak belirtilmeli] gemiye büyük hasarlar verdi, bu nedenle mürettebat gemiyi terk etmek zorunda kaldı. Bu yüzden komutan ona onbaşılık görevini verdi. Çanakkale savaşından bir gün sonra Seyit Ali Onbaşı'ndan top mermisi sırtında fotoğrafı çekilmesi istendi. Seyit Ali Onbaşı ne kadar zorlansa da top mermisini kaldıramadı. Sonra Seyit Ali Onbaşı yine savaş çıksın yine kaldırırım dedi. Bundan sonra ancak fotoğrafı tahta bir mermiyle çekilebildi.
Savaşın sona ermesi ile 1918'de köyüne dönen Seyit Ali, ormancılık ve kömürcülük işlerine devam etti. 1934 yılında çıkartılan Soyadı Kanunu ile Çabuk soyadını aldı. 1939 yılında verem hastalığı yüzünden hayatını kaybetti.

İşte böyle atalarımız evlatlarımız varken bu memleket nereden nereye gelmiş, şimdi ise üç beş çapulcunun elinde oyuncak olmakta. İç ve dış düşmanlarca diş bilenmekte dört bir taraftan...

Hazır yeri gelmişken şu referanduma biraz yorum yapaılm.

Aaylardır beklenen bu tarihi gün "evetle" sonuçlandı, yani onlara göre "evetler kazandı" , ne yazık ki toplumsal uzlaşıyla sağlanması gereken anaysa değişikliği "evetçilerin ve hayrıcıların" siyasi savaşına dönüştü. Liderler arsızlaştı, kılıçlar  çekildi, baskılarla, dayatmalarla, ali cengiz oyunlarıyla, tehditlerle, küfürlerlerle, korkularla, kavgalarla, siyasi ihtiraslarla "anayasamız" gayet demokrat yollarla!! değişmiştirrrr, vatana millete hayırlısı olsun efenim.

Tabii bu "demokrasi havarilerinin getirdiği şanlı anayasmız nezdimizde ne kadar kabul. Bir ülkenin yarısısnın istemediği değişikliği ne kadar kabul etmek gerekir. Aslında şaşırmamak lazım "ben yaptım oldu" zihniyetin arkasından gelen akım "biz istedik oldu" demesi gayet normaldir, bu düşünceler ne kadar bağımısız ve demokartiktir bizden önce kendilerinin sorgulaması lazım.

Sandık başında son yapılan ankete bakınca düşüncelerim de ne kadar haklı olduğumu anladım. "KONAR ARAŞTIRMA ŞİRKETİ" referandum günü sandık başında anket yapmış. Buna göre;

"evet" oyları ilk ve orta tahsilli seçmenler den,
"hayır" oyları ise yüksek öğrenim görmüş, üniversite bitirmiş seçmenler den gelmiş.

Elbet görüş ve fikirlerin sınıfı olmaz, eğitim birazda insanın kendini geliştirmesiyle kaliteleşir yoğunlaşır. Bu yüzden eğitim seviyesi yükseldikçe "hayır" oylarının artması, ileriye dönük açık görüşün belirtisidir.
Yani ben üniversite bitirmedim ama makarnaya, kömüre oyumu satmam. Rüşvetle gelen siyasetçinin yapabilecekleri bu doğrultuda vahimdir. Neyse Allah bizi "cehaletin şerrinden" korusun...

Aaaa pardon, bak nasıl unuttum, bu arada "evetçilere" müjde, yeni anayasnız yoldaymış, "başkanlık" yani "padşahlık" geliyor, hadi gözünüz aydın, tek elden tek kalemden, yönetilmek, "eyaletler" adı altında bölünmek yolda, gözünüz aydın olsun efenim...Bana sakın, "başkanlığın" en yaygın demokratik yönetim olduğu savsatasından bahsetmeyin, ve sakkkın bana ABD ve diğer avrupa ülkelerinden örnek vermeyin, onlar gibi başkanlık için bizim kırk fırın değil yüzkırk fırın ekmek yememiz lazım. Adamlar tabanını doldurmadan, demokrasiyi iyice yerleştirmeden bu işe kalkışmamaışlar. Siyasi hırs uğruna vatanını halkını parçalara ayırmadan, bu işi sadece "halka hizmet" olarak yapmışlar. Bunun içinde önce "halkını" eğitmişler. Birde bize bakın. "sırtından sopayı, karnından sıpayı" eksik etmeyecen diyen şefkatli (!) erkeklerimizin, "kocamdır, döver de sever de" diyen şiddet arsızı kadıncıklarımızın, yolda tükürmeyi, masa altında sümkürmeyi, turistlere tecavüzü, 4 karı almanın şevkini, şanından sayan "insanlık abidesi" yurttaşların zihinlerini fikirlerini değiştirmeden demokrasi gelmez, olmayan gelmeyen demokrasiyle "başkanlık" olmaz, haaa olur da tıpkı Libya, Nijerya, Irak gibi olur, zaten amaç ta bu değilmi?...haydi hayırlısı olsun cümleten "müstakbel padişahınız"

Sitedeki bütün resimler internetten toplanmıstır.

Sitedeki bütün resimler internetten toplanmıstır. Bir şikayetiniz varsa lütfen o konunun altına yorum yapın...

YORUM YAP